neşemi bir kenara koyalım.
ve önce temamıza çok güzel uymuş mükemmel kings of convenience şarkısını açalım: mrs. cold
üstü tozla kaplanmış bir sandık var içimde. onu görünmez kılabilecek her yolu deniyorum. her birini, tek tek, bazen üçer beşer. üstündeki toz; neşem. ama toz ne kadar kalınlaşırsa kalınlaşsın, sandık orada duruyor. ve durmaya devam edecek. hep bu istifçiliğim yüzünden.
bağıra bağıra gezmek sokaklarda, bağırmadan koşmak, radyoyu daha sık dinlemek, başımı döndürmek, konuşmak-konuşmak-konuşmak, uyumak, dinlemek, yazmak, okumak -çoğu zaman okuyamamak, yeni insanlar hep daha yenileri -eskitemeden hiçbirini, aramak, düşünmek, rüya görmek -gördürmek kendime, hediyeler almak, gülmek, titremek -bazen soğuktan bazen soğumaktan.. grip değilsin ki terleyip atayım içimden.
geçen kum torbasının karşısında çok fazla vakit geçirmişim demek, iki kupa kırdım, oysa elimde sıkı sıkı tutuyorum sanıyorum, meğer tutamıyormuşum. sen bittin sanıyorum, bitmemişsin. insan bazen anlamıyor ne kadar ileri gittiğini. ben hiçbir zaman anlayamıyorum.
her şeyi halletsem, kalbimi durduramıyorum. dürüst olmam gerekirse, evet, bunu hala başaramadım. ne gitmen ne kalman değiştirir bu durumu. kalbim sen olduğunu hayal ettiğim biri için atıyor, o çoktan gitmişken üstelik, yapılacak bir şey olmadığını son çırpınışlarımda gördüm. hem can't get enough of it, o yüzden beklentilerimi olasılığı yüksek olanlara yönlendirdim, şimdi alan razı satan razı. en temizi.
balıklar denizden çıkmamalı. çıkıyorsa da - çıkıyorsa da ne? kendini hazırlamalı mı başına gelebileceklere karşı? mümkün değil. geçen rüyamda üç gün sonra öleceğimi öğrenip o üç günü yaşadım. yapmak istediklerimi o kısa zamana sığdıramayacağımı düşünüp hiçbir şey yapmadım. elim kolum bağlandı. ne zaman öleceğimizi bilmeden yaşamak mükemmel bence. bir gün öleceğimizi bilmek de öyle. sanırım sonu belli olan ama detayları netleşmemiş şeyler, en sevdiklerim. bir gün biteceğini bilmek yaşadığım her anın değerini artırıyor. ve ne zaman biteceğini bilmemek hep heyecan katıyor. seneye gideceğimi bilmek mesela. nerede kalacağım, kimlerle tanışacağım, neler öğreneceğim... detaylar. onlar tuzu biberi, önemli olan değil, özgün kılanları. yani bir balık için de denizden çıkmak, denize tekrar girmek gibi ana hatlar belli oldukça, hele de tekrar denize atlayacağını biliyorsa (yani buna inanması bile yeter hatta), sorun yok bence, çırpınsın dursun çıktığında, geçecek ne de olsa.
geçiyor. öyle ya da böyle.
hazırlık okurken her ödevde ağlıyordum ilk zamanlar, bilmediğim bir dilde üç yaşındaki çocuk cümleleri bile kuramayınca, anlamayınca hiç kimseyi, kaldıramıyordum. matematik sorusu çözememekten farklıydı ya sorun, daha tedirgindim. ağladım ağladım. sonra bir an geldi, birden anlamaya başladım sorulanı, okuduğumu. o geçişi hatırlamıyorum. sanki birinci dönem hiçbir şey öğrenmemişim, şubat tatilinde sihirli bir değnek ben uyurken bana bir tutam ingilizce katmış, sonra o gazla ikinci dönem başlamış. bir varmış bir yokmuş, durumu biraz da. ve bence bunu, geçiş içeren her şeye uyarlayabilirim.
ben anlamadan bir şeyler oluyor işte. sihir, peri, umut, hayal. bir an gelecek, bir bakacağım bitmiş. almost there.
gülmelere.
ve önce temamıza çok güzel uymuş mükemmel kings of convenience şarkısını açalım: mrs. cold
üstü tozla kaplanmış bir sandık var içimde. onu görünmez kılabilecek her yolu deniyorum. her birini, tek tek, bazen üçer beşer. üstündeki toz; neşem. ama toz ne kadar kalınlaşırsa kalınlaşsın, sandık orada duruyor. ve durmaya devam edecek. hep bu istifçiliğim yüzünden.
bağıra bağıra gezmek sokaklarda, bağırmadan koşmak, radyoyu daha sık dinlemek, başımı döndürmek, konuşmak-konuşmak-konuşmak, uyumak, dinlemek, yazmak, okumak -çoğu zaman okuyamamak, yeni insanlar hep daha yenileri -eskitemeden hiçbirini, aramak, düşünmek, rüya görmek -gördürmek kendime, hediyeler almak, gülmek, titremek -bazen soğuktan bazen soğumaktan.. grip değilsin ki terleyip atayım içimden.
geçen kum torbasının karşısında çok fazla vakit geçirmişim demek, iki kupa kırdım, oysa elimde sıkı sıkı tutuyorum sanıyorum, meğer tutamıyormuşum. sen bittin sanıyorum, bitmemişsin. insan bazen anlamıyor ne kadar ileri gittiğini. ben hiçbir zaman anlayamıyorum.
her şeyi halletsem, kalbimi durduramıyorum. dürüst olmam gerekirse, evet, bunu hala başaramadım. ne gitmen ne kalman değiştirir bu durumu. kalbim sen olduğunu hayal ettiğim biri için atıyor, o çoktan gitmişken üstelik, yapılacak bir şey olmadığını son çırpınışlarımda gördüm. hem can't get enough of it, o yüzden beklentilerimi olasılığı yüksek olanlara yönlendirdim, şimdi alan razı satan razı. en temizi.
balıklar denizden çıkmamalı. çıkıyorsa da - çıkıyorsa da ne? kendini hazırlamalı mı başına gelebileceklere karşı? mümkün değil. geçen rüyamda üç gün sonra öleceğimi öğrenip o üç günü yaşadım. yapmak istediklerimi o kısa zamana sığdıramayacağımı düşünüp hiçbir şey yapmadım. elim kolum bağlandı. ne zaman öleceğimizi bilmeden yaşamak mükemmel bence. bir gün öleceğimizi bilmek de öyle. sanırım sonu belli olan ama detayları netleşmemiş şeyler, en sevdiklerim. bir gün biteceğini bilmek yaşadığım her anın değerini artırıyor. ve ne zaman biteceğini bilmemek hep heyecan katıyor. seneye gideceğimi bilmek mesela. nerede kalacağım, kimlerle tanışacağım, neler öğreneceğim... detaylar. onlar tuzu biberi, önemli olan değil, özgün kılanları. yani bir balık için de denizden çıkmak, denize tekrar girmek gibi ana hatlar belli oldukça, hele de tekrar denize atlayacağını biliyorsa (yani buna inanması bile yeter hatta), sorun yok bence, çırpınsın dursun çıktığında, geçecek ne de olsa.
geçiyor. öyle ya da böyle.
hazırlık okurken her ödevde ağlıyordum ilk zamanlar, bilmediğim bir dilde üç yaşındaki çocuk cümleleri bile kuramayınca, anlamayınca hiç kimseyi, kaldıramıyordum. matematik sorusu çözememekten farklıydı ya sorun, daha tedirgindim. ağladım ağladım. sonra bir an geldi, birden anlamaya başladım sorulanı, okuduğumu. o geçişi hatırlamıyorum. sanki birinci dönem hiçbir şey öğrenmemişim, şubat tatilinde sihirli bir değnek ben uyurken bana bir tutam ingilizce katmış, sonra o gazla ikinci dönem başlamış. bir varmış bir yokmuş, durumu biraz da. ve bence bunu, geçiş içeren her şeye uyarlayabilirim.
ben anlamadan bir şeyler oluyor işte. sihir, peri, umut, hayal. bir an gelecek, bir bakacağım bitmiş. almost there.
gülmelere.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder