20 Ağustos 2012

(:


 m:  ama geçicek yani illa ki sonsuza kadar böyle sürecek değil
 ben:  bence de
 m:  o şekil avunabilirsin (:
 ben:  ama sonsuz bundan daha uzun bi zaman dilimiyse baya uzunmuş
onu fark ettim
 m:  (:

"sonsuzun benimle bir savaşı var."

on iki saat

"hiçbir yol yarılanmıyor, uzadıkça uzuyor." 


yolda o kadar çok kedi köpek ölüsü vardı ki birine de ben sebep olmayayım diye anneme "burada biraz daha hızlı gidebilirsin bence." bile dedirttim. yolda gitmenin en güzel yanı başka hiçbir şey düşünmeye iznim olmaması. tüm yaz içimi yiyen durgunluk ve dalgınlık belasını bir günlüğüne de olsa kenara koymayı başarabildim. çünkü trafik hata kabul etmiyor, en büyük kanıtı yanımda otururken, annemin babamın ve karşıdan gelen arabadakilerin sorumluluğu üstümdeyken artık üstünde düşünmekten, hissetmekten yorulduğum hiçbir şeye yer yoktu aklımda. 

gerçi her kedi ölüsü görüşümde o gün geldi aklıma. takside uyumam. inşaat olan saçma bir yerde uyanmam ve ardından kediye çarpışımız. kötü bir şey yaptığımızın hüznü ve pişmanlığıyla oradan bir an önce uzaklaşma çabamız. gittikçe netleşiyor her şey. daha doğrusu- hani göz doktorları astigmatı(?) ölçmek için tarlamsı bir görüntüyü önce bulanıklaştırıp sonra netleştiriyor ya öyle oluyor bana da. aslında görüntünün ne olduğunu biliyorum. her şeyin net olduğu anlar var. derken bir anda bulanıklaşıyor, çoğunlukla benim ısrar zaafım yüzünden, bir de konuşmadan edememe. biraz zaman geçince her şey tekrar net. bulanıklığın çok uzun sürmemesini dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden. bir de bu kadar bilinçli durup böyle saçmalamak kabak tadı vermeye başladı. saçlarım ders olsun diye bu halde şimdi, aynaya doya doya bakabilirim artık.

okyanusun dibi neden bu kadar uzakta? ben hangi ara bu sulara attım kendimi, hangi ara buldum, hangi ara kayboldum... bu sularda ıslanmasın yastığım. boğuluyorum.


17 Ağustos 2012

games

another stop sign. you keep movin' on.

soğan kokusu pek yaradı.

12 Ağustos 2012

bir an geliyor

"listen, here's what i think. i think that we can't go around measuring our goodness by what we don't do, by what we deny ourselves, what we resist, and who we exclude. i think we've got to measure goodness by what we embrace, what we create and who we include."


neyse ki çocukluğumuz yalnızca ipek ongun okuyarak geçmedi. bunu muhtemelen o da bir şekilde söylerdi bir genç kızın ağzından; ama o zaman masumiyet anlayışının da farklılaşabileceğini hiç öğrenemezdik. bu yüzden okuyoruz, izliyoruz, dinliyoruz yefi'yle ben. iyi olmaya çalışmıyoruz, sadece kalp kafeste kalınca ağrısına çare bulmak daha da güçleşiyor, buna bir çözüm arıyoruz. chocolat'yı da bu yüzden izledik bir kez daha.


"no she's fine. she handles it beautifully. she makes friends easily. she has such an unusual... she hates it." but for now, price is too high to stay. boşuna öğrenmedik opportunity cost falan filan. 




hem... it seems like everyone just had a good time.

9 Ağustos 2012

irish

iyi ki edebiyat eleştirmeni değildim attila ilhan zamanında. ya şiirlerini değerlendirmem gerekseydi. kelimeler büyüsünü yitirseydi. ya sevemeseydim bu ikilemleri. benzerliği yakalayamasaydım (b)içimde boğulup. kim tutardı elimden o zaman? demek ki neymiş, yanlış zamanda yanlış kişi olmanın bile faydası varmış bazen. bardak bugün pek bir dolu, ne mutlu.


"hevesim olsa param olmuyor
param olsa hevesim
yaptıklarını affettim
seninle gelmeyeceğim
beni koyup gitme ne olursun"

8 Ağustos 2012

bir harmanım

radyoda çalana bak sen.

geçen sene "an" çalıyordu, öyle şaşırtmıştı. bugün de ilaç gibi, formundan hiçbir şey kaybetmemiş erzincan.

fikret kızılok bir başka. bu şarkı da.

iyi dinlemeler.

7 Ağustos 2012

misafir

her şey değişti yetmedi, bir de evdeki kullanmadığım odam değişti. yeni mobilyalar, yeni renk, yeni perde. yenilenmek için önce eskilerden arınmak gerekiyor. ama eski dediğimiz yalnızca dört harf değil. öyle çok şey birikmiş ki öyle dolabın içinde durduğu gibi değil koridorlara çıkınca. ben zaten istifçiliğimle barışığım artık, acısını dün saatlerce attığım defterlerimle çektim. yüzlerce mektup, 17. yaş doğum günümden kalan 3 hediye kutusu, son kullanma tarihi 2010'da geçmiş sıcak çikolata, orta okul günlüğüm, kreş yıllığım, ayvalık fotoğrafları, kara kaplı defterim... yok ettiğimi sandığım dünyanın en üzücü iki fotoğrafı. artık silinip gittiğinden emin olduğum iki öyküm, iki denemem. hepsi bir kolide, bir evim olacağı günü beklemek üzere toplandı, kaldırıldı.

yazdıklarımı okuyunca üzüldüm ama kendime. iki lafın başı "ders çalışasım yok.", "uzun zamandır içimden yazmak gelmiyor.", "çok sıkıldım.". bu ne mutsuzluk arkadaşım! ergen misin nesin, hiç değişmemişsin, dedim kendime. insan yedisinde neyse yetmişi.. hikayesi doğru gerçekten galiba. inanılmaz.

yazdıklarımı okudum biraz. adam ve küçük kız. ne cesaret yazmışım onu. çok iyi ya. yani öyküde bir numara yok da, o kadar samimi ki.. darısı yeni yazılarıma.

her şeyden öte öyle çok emek var ki şu an elimdeki her bir anıda.. buse olsa iyi iş çıkardık derdi. çok iyi iş çıkarmışız. iyi ki varmışız.

onların hepsini yaşayan ben miyim gerçekten. buna inanıyorsanız, aşağıdaki şiiri attila ilhan'ın yazdığına da inanırsınız. ve bunu 10. sınıfın yazında keşfettiğime. ne kadar zaman geçerse geçsin etkisini hiç yitirmediğine. suyun uçup yazının kaldığına. zamanın yazıya inat uçtuğuna. ve yeni mobilyalarımın kırmızı olduğuna. hayat küçük sürprizlerle dolu, öyle değil mi yefi? o zaman bu şiir sana gelsin, bana.

profili oğlan çocuğu


özel yağmurunu yanında gezdirirdi
cam tozu serpintisi su pırıltılı
profili oğlan çocuğu ağzı hüzün
sevda çetin bir sınav bunu bilirdi
yüreğini tüketen epeyce ağrılı
özel yağmurunu yanında gezdirirdi
sabahtan akşama bütün gün

bir kalemle buluşmasın şairdi
şiirleri nedense ağır yaralı
gizliden gizliye kan kaybediyor
eli fırça tutunca yaptığı resim
bir yangın korkusu gibi özgün
kim olduğunu kim bilebilirdi
başka bir gezegenden gelmiş
su altında yaşıyor çünkü uzaylı
profili oğlan çocuğu ağzı hüzün
kaç kadın olabiliyor kaç erkek
sabahtan akşama bütün gün

elleri soğuk ve saydam upuzun gelirdi
gözlerinin beyazını kırmızıya çevirmiş
sesi başka bir ses göğüslerini silmiş
özel yağmurunu yanında gezdirirdi
profili oğlan çocuğu ağzı hüzü
sevmek kalın bir tünel bir kere girilirdi
artık anlamı yok gecenin gündüzün
uzak uzak imdat sinyalleri verirdi
sabahtan akşama bütün gün

profili oğlan çocuğu ağzı hüzün
onu benden başka kim sevebilirdi