"this happens. this is something that happens."
doğru ya, her an kurbağa yağabilir. bunun nasıl gerçekleştiğinden çok neden olduğuyla mı ilgilenmeli? desek ki biz bütün kelebeklerden korktuğumuz için bulutlar tarafından cezalandırılıyoruz, içimiz rahatlar mı? desek ki bir çardakta üşüyoruz sabaha kadar, ısınmanın tek yolu elimizde olmayan kazaklar, o halde bile sineklerden kaçmaya uğraşıyoruz ve bu yüzden lanetlendik, yeter mi? ellerim kurudu, ben papatya istedim, manolyalar kızdı belki de. ve kurbağalar yağmaya başladı üstümüze, üstümüze. önce ağzımızı, sonra içimizi kanattı.

oysa her seferinde biraz daha alışmış, daha da kabullenmiş adımlar atıyoruz hep beraber. çünkü sürekli savaşmaya yetecek enerjimiz yok. olsa, şüphesiz sonsuza kadar kıracağız birbirimizi. aksi yöndeki tepkilerimiz yokluğa karışmışken çoktan, yeni arayışlarda kaybolmayı göze alamayız, o cesaret biz yetişkinlerde yok, gökten üstümüze yağan kurbağalardan belli. hayal gücünü hayal kırıklıklarına karşı korumayı başarmışlar var, o gün gelince cesur davranmak için. kurbağa, onların hayal gücünden, kanlı canlı hayal gücünden.
but "it is dangerous to confuse children with angels". melek değil, olsa olsa kelebektir. bir nisan sabahı dünyaya gelmiş, üç günden fazla yaşamayı becerip, kasım akşamındaki kelebek yağmurunda yitirilmiş bir kanatlı yalnızca. büyütmemek lazım, yefi. çünkü sen, o seni her halinle kabul edecek diye bin bir türlü role bürünüp yabancılaşırsan kendinden; o, bunu yadırgayacaktır. kabul etmek zaten zor, her halinle kabul edilmeyi beklemek neden, hele de cevabı belliyken?
hiçbirimiz melek değiliz. hele sen hiç değilsin. irademle karşında açtığımız bu savaşta daimi kazananız, ama inan çok yoruluyoruz. bir bardak dolusu self-control'ümün tamamını sana harcamanın sonucunda yediğim çikolatalarla bir ordu beslenirdi. demek ki neymiş? artık senin de gitme vaktin gelmiş.
hadi artık.
film: magnolia.
bu güzel filmi uzunluğuna rağmen hayatıma sokmayı başarmış emre'ye teşekkürler.