30 Mayıs 2012

on behalf of

bulutlugüneşlisıcaksoğuk, -ambiguous (ders de çalıştım mesajı vermek için makalelerde vurgulanan kelimelerden birini bloguma taşıdım, aferin bana.)- havaya, ambulans seslerine, yarınki iki finalime rağmen bugün çok güzeldi. yayında ve yapımda emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. (biz seni hiç bırakır mıyız anneannem! yeter ki sen hep bizimle ol.)

içimde bir rahatlık, aldı başını gidiyor. çok bozmasa bari. çünkü sonra şöyle oluyor:













bugün adam 150 kuruş daha ver, dedi. afalladım haliyle, meğer 50 kuruşu üçle çarpmış. benim o sırada beynimden yanık kokuları geliyordu galiba.

dikkatimi toplamaya özen göstermeden dikkatimin toplanacağı günü bekliyorum. içimden bir his o çoktan pılını pırtını topladı, diyor da.. çaktırmıyoruz.

e bu da finallere gelsin o zaman: (bi' 45'lik lazım.)

28 Mayıs 2012

rüzgar

Üniversite başından beri yaşadığım en büyük değişikliklerden biri artık hafta sonlarında anneannemi görmemek. Her hafta sonu şehirler arası gidip gelmek ancak o kadar mutluluk verebilirdi bana. Sonunda anneannem olunca o yol nasıl hızlı geçiyordu, tarifi yok. Şimdilerde o "boş hafta sonu rahatlığı"nı özledim. Plansızlığı, "bugün ne yapsam" sorusunu sormamayı, günümün tamamını sorgulamadan evde geçirmeyi ve bunu yaptığım için mutlu olmayı... Günümün tek aktivitesinin yemek olmasını da tabii. Gökçen çorbasını. Her öğünde bir sonraki öğün ne yiyeceğimizi konuşmayı. Anneannemin, annemin gençliğini anlatmasını, kendi çocukluğunu, içinde kalanları... Benimle bir an bile durmadan bir şeyler paylaşmasını..

Daha fazla değişikliğe hiç gerek yok.

Korkunun ecele faydası olmalı, yoksa ne yaparız? 

27 Mayıs 2012

özet geçiyorum

ben ki anadolu sigorta'nın reklamını izleyip ağlardım eskiden, belli ki ben artık o eski ben değilim. bugün çok sorguladım atatürk'ü. eğitim aşkına bir bir yıkıyorum olduğu gibi kabul ettiğim ne varsa. taş üstünde taş, harf üstünde harf kalmayıncaya kadar parantezler açıyorum. nereye kadar sürecek bilemem, ama her ders kendi içinde bir yıkım. ama'ların sorgulayanı iyidir, mazeret için ama'larla gelmeyin derdi turan hocam. birincisine sıkı sıkı sarıldım ben de, attım kendimi doğrulardan denizlere. ayfer hoca dedi, iyice batmadan çıkamıyormuş insan. batıyorum bakalım. güneşi özlüyorum (inside joke oldu bu da.).

sonra bir şarkı dinledim. bob dylan'ın söylediği var ipodum'da. bloga koyayım diye bakınırken joan baez'in de söylediğini gördüm. şarkının ikimizde uyandırdığı izlenimler neredeyse zıt, ama girişinden etkilendim. -i guess i am too-. iyice batmadan çıkamıyordur belki de insan.

aa bir de. o gün bir çocuk selpak satıyordu. tam alıyorken "karnın aç mı?" diye sordum, istedim ki bir selpak almaktan fazlasını yapayım hazır elimden geliyorken. çocuk "tokum abla sağ ol." dedi. aklıma, zamanında, uzattığım 5 lirayı "bu çok fazla abla, ben ne yapayım bununla?" diyen erzincan'daki çocuk geldi. nasıl hissedeceğimi bilmediğim anlar yaşamak iyi geliyor. modern insanın şoke olmaması gerçeğini bir an da olsa yok sayabiliyorum, dünyalara bedel.

-bense şımarıklık yapıyorum, başka bir şey değil. nefesimi tuttuğum için batamıyorum bile.-

sevgiler.

25 Mayıs 2012

change

Sessizliği nasıl özlemişim meğer. Hatta şu an Il Postino'da Mario'nun yaptığı gibi .. Ben de sessizliği kaydetmek istedim. Neruda'ya gönderecek cesaretim yok belki; ama onun için saklayabilirdim, sayılmaz mı? Ya da onun sesini davet etsem sessizliğime, olur mu:


"Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı."



kırlangıçlar

Bazen "buvvv" diye bir rüzgar esiyor, birbirimizi duyamıyoruz.


eflatun

ne yaparsam yapayım yine ben kalıyorum ya, akıl sır erdiremiyorum nasıl'ına. bir gün bulutlardan inerken janis joplin'i görmemek, karabiberim'i hatırlamamak, eternal sunshine'ın uygulamasını beynime indirmek istiyorum. e bilemiyorsun tabii, nerede ne olacak, çenen ne kadar kapalı kalacak, nasıl saçmalayacaksın kim bilir. "su içsem yarıyor" adlı çalışmamda, susmak ayrı dert, konuşmak ayrı. sınır-seviye tanımazlık ilkemi, sessizlikle denlegemeye çalışıyorum; ama burcum terazi bile değil. yo, kıskanç da değilim. umurumda değil, diyelim. demem o ki kendimi tekrar alarmları çalmaya başlıyor. bu çanlar benim için. bu kandil gecesinde, hangi dua için ellerimi açtığım belli değil. kinder sürpriz yerine kandil simidi almış olsam belki şu an daha farklı hissederdim. attila ilhan, neredesin?

24 Mayıs 2012

sarı

Bir şeyler eksik. Ne bir çocuk gülümsemesi ne kuş cıvıltısı bu kez. Şehir insanı doyumsuzluğu mu bu, anlamadım. Yapılacaklar listesinin bu kadar dolması beni şaşırtıyor. Kendimi bir şey zannediyorum. Ve hiçbir şeymişim aynı zamanda. Ben olmasam da yürürler, dünyanın nankörlüğü burada, ama merkezde olacağıma dair bir söz mü aldım ki zamanında? Böyle söz mü olur ayrıca! Varlığımdan çok yokluğumu düşündüğüm bu günlerde, saçlarımın dökülmesi de tuzum biberim. Bastıran uykular final döneminin yaklaştığını haber veriyor.

Her gün bir öncekinden değişik geledursun, biz hep yerimizde sayıyoruz. Ben hep yerimde sayıyorum. Yaptıklarım beni bir adım öteye taşımıyor ya da içimdeki ağırlık buna izin vermiyor. Öyle ya da böyle ben hala akşam yatağa yattığımda o gün başımdan geçenleri düşünüyorum. Bu bencilliği yenemiyorum. "Bütün son noktaları ben koyayım" hastalığımın kronikleşmesinden korkuyorum. Bir de hep kendimi düşünmekten.

Yalnızca çocukları düşüneceğim bir günün geleceğini umarak yaşıyorum, diyebilirim. Bir gün yatağımdan bir başkası için uyanıp yatarken o gün onun nasıl olduğunu düşünerek yatmak, karşılık beklemenin nasıl bir şey olduğunu gerçekten unutmak, mutluluğumdan çok mutluluğunu önemsemek. Tüm bunları hissederken bir an bile sorgulamayacağım tabii. En zor kısmı bu sanırım.

Doğru giden her ne varsa iyi ki var. Öte yandan öyle çok ki iyi gitmeyenler... İzlediğimiz her belgeselde dibe vurmanın ne demek olduğunu öğreniyorum. Anlatılanları dinlerken bile gözlerimi kapatmaya ihtiyaç duyuyorum. Ellerim titriyor. Kabuslar görüyorum. Sonra bir bakıyorum, o insanlar benim gördüğüm kabusları yaşamışlar. Uyanmak istemiyorum. Ne yazık ki biliyorum, ben uyansam da bir şey değişmeyecek. Etkisiz eleman'mışım gibi. Elimi uzatsam, kimsenin elini tutamasam bile .. Kimsenin elini tutamamak şu an kaldırabileceğim türden değil. Düşüncesi bile ağır. Kim bilir yaşayanlar neler hissediyordur.


Saçmasapan ruh halime en saçma şarkıyı armağan ediyorum: bensiz

19 Mayıs 2012

ha-ya-ta

benim aklımda bir balık var, anne. yaşadığı suyun türünü bilmiyor. karanlıkta hep ışık arıyor, kalbi bazen atmıyor. bunca oltadan şans eseri kurtulmasının bir bedeli olacağına inanıyor. oysa gerek yok, değil mi?

gerek yok, dedi annesi.

----

şimdi hangisi daha tuhaf: yalnızken yine yan yana olmak mı, yan yanayken yalnız kalmak mı?

sen söyle.

----

bu durgunluğumla denizleri hak etmiyorum bugün.

----

bakışlarını her yakalayışımda seni tanımadığımı daha iyi anlıyorum. tanışmayı o kadar istemiyorum ki hayal gücüm almaz. hadi bakalım.

----

belki de aradığım kophenag'dadır. ya da oradan.

18 Mayıs 2012

mucize dediğin

Ohaaaaa!!! Tam yazmaya başlıyordum ki!

+Eksen sen nasıl bir radyosun?
-Nasıl?
+Ben de onu diyorum, nasıl?

Vallahi Cry Baby çalıyor.

Bugün çok güzel olacak. İyi ki erken başladı, geç bitecek.

17 Mayıs 2012

sessizlik



Ekşi'de yazar olsam yanlış anlaşılan şarkı sözleri başlığına şunu yazardım:

Reamonn-Supergirl

"when you're alone, what can go wrong?"
doğrusu: when you're in love, what can go wrong?

beyin nasıl çalışıyor, neuroscience aldım hala en ufak bir fikrim yok. ehuehueheuh.

14 Mayıs 2012

paradoks

Göğe baktığımızda aynı ayı görüyoruz farklı yerlerde de olsak, Boğaziçi Köprüsü şu an ikimize de mavi. Benim mavimle senin mavin aynı olmasa bile köprüyü mavi görmek bize "köprü mavi" dedirtiyor en azından. Kahve tadı, kahve tadı uyandırıyor dilimizde. Ambulans sesi aynı geliyor ikimize de.

Ne var ki aynı anda aynı sessiz geceye doğru içimiz sıkılsa bile, birbirimize bakarken gördüklerimiz farklı. Kim bilir, belki de en güzeli böyle.

13 Mayıs 2012

liberty university hem de adı

Sırf "mozaik yarattık" diyebilmek için "öteki"ni kullanan, onun farklılıklarını yalnız işine geldiğinde hoşgören, kendi otoritesinin sarsılmasından korktuğu an zaten uçlara yerleştirdiği "diğerleri"nden kurtulmayı görev bilinci zannedenlerle dolu dünyamız. Kimi, neyi, kimden koruduğu muamma. Hele de korunmayı gerektirecek bir şey yoksa..

Tıpkı dün polisin biber gazı sıkmasına gerek olmadığı gibi. Benzin döküldü diye ateşle mi kurutmak lazım yerleri?

http://www.guardian.co.uk/world/video/2012/may/13/mitt-romney-marriage-video

Önümüzdeki asırda bizim ülkemizde de tartışılacak bu konu seçim propagandalarında, tabular rafa kalkacak öyle ya da böyle. Biz görür müyüz, bilmem ama gay evliliğinin Batı'nın ahlaksızlığı olarak değerlendirilmeyeceği günler beklemeli bizi. 4+4+4'ten sonra, ikiyüzlü politikalarla nasıl mümkün olur, onu torunlarımız göstersin artık.


sabah sabah

bizarre.

bugün kuş cıvıltısıyla uyanayım diye radyomu kapatıp bir buçuk saat daha uyudum. derken aklıma nereden geldiyse yüzbinyıllık frente şarkısı geldi. ne demiş teoman "her şey değişirken yalnız biz aynı kaldık, küçücük üç beş kişi geçmişle oyalandık". şu an bu sözlerle alakam yok, her şey değişirken yalnız şarkılar aynı kalıyor sanki benim için. neyse efendim. sonra anneleri aradım, aradım. en son da kendi annemi, onun sesi en tatlısı. dışarısı soğuk olsa da içim sımsıcak yine. ne mutlu bana.

sevgiler.


agreed.

Adamın biri: Mr Hitchcock, what is your definition of happiness?

Hitchcock: A clear horizon. Nothing to worry about on your plate. Only things that are creative, and not destructive. I can't bear quarrelling, I can't bear feelings between people. I think hatred is wasted energy. And it's all non productive. [...] I know we're only human, we do go in for these various emotions, call them negative emotions.But when all these are removed, and you can look forward and the road is clear ahead, and now you're going to create something. And that's as happy as I would ever want to be.

----
Umudumuz az da olsa vardı aslında.


Ama olmadı. 


Soccer is against happiness sometimes, too much hatred's involved. Olmuyor yani. Hele Hakan Şükür milletvekilimiz çıkıyor, saatlerce konuşuyor," bizim millet böyle bizim millet şöyle" diyerek topluma dair tüm saptamalarını AKP'ye yakışır şekilde bir hitap yeteneğiyle bize satıyor, daha da olmuyor. Gerçi hepimiz üzüldük sahaya, sahada, sahadan atılan sarı koltukları görünce. Ben maç boyu kahroldum zaten, "hakeme yazık! futbolculara yazık! e bu maç bitince kaç arabanın camları kırılacak, kaç insan yaralanacak?" diye diye bunalttım herkesi. Yurtta kızlar dediler, benimle maç izlenmezmiş, olaya çok duygusal yaklaşıyormuşum. E takım tutmayınca yanlış oynayan futbolcuya gereğinden fazla kızmama gerek kalmıyor sonuçta. İnsanların heyecanlı heyecanlı bağır çağır maç izlemesi hem komik hem garip geliyor. (Çarşı bir istisna.) İnsan bir takıma kendini neden o kadar adar ki, diye merak ediyorum. Bu heyecanları, destekleri iyi güzel de, her şeyi uçlarda yaşamak zorunda mıyız? Ne desem bilmiyorum. 


Bu ara ne çok şey bilmiyorum!


Neyse ki Nosa var da, bilmek zorunda kalmıyorum.

9 Mayıs 2012

i wanna sing songs

Günün en güzel anı Ayfer Hoca'nın ben sınıftan çıkarken "Gökçen!" diye seslendiği andı. Adımın bilinmesi hoşuma gidiyor, evet. 







     I'm the person to whom they say:
            "you're sweet, my dear"








6 Mayıs 2012

bit pazar, bit

17 Mayıs 2000. Arsenal-Galatasaray maçı. Erzincan'da meydana dev ekran konmuştu, biz maçı orada bissürü insan birlikte izlemiştik. Vay anasını! Sarı kırmızı giyinmiştim heyecanlı heyecanlı. Hayatımda bir daha asla yaşamak istemeyeceğim kadar buruk bir sevinçti o günkü. Penaltıların ardından yenmemiz mükemmeldi. Sonra ben beyaz Mercedes'imizin -o arabayı düşününce hislerim yanıyor, beynim, kalbim, başım yanıyor.- tepesinde çığlık çığlığa Galatasaray'a övgüler yağdırdım diğer taraftarlarla. Hepimiz o gün aynı şeyi düşündük aynı anda, aynı heyecanı tattık, bir oluverdik futbol sayesinde. Sonra ben onlardan tereyağı kıl misali ayrıldım. Bir daha da aralarına dönmedim. Bir, Hakan Şükür'ün 11. saniye golünü kaçırdığıma çok üzüldüm o zamandan bu zamana. O kadar. Sonrasında zaten Galatasaray-Fenerbahçe kavgasıyla ölenler yaralananlar.. Bu iş bana göre değil, anladım. Gerçi şu an Çarşı beni de içine alsın, ben de ölümüne destekleyeyim istiyorum, kanım bir siyah beyaz aksın göreyim, diyorum ama zor tabii.

Hiçbir şey planladığın gibi gitmiyor azizim. Neyin nereden ne zaman geleceği hiç belli olmuyor.

Bugün de neydi o holiganlık? Yakışıyor mu size derdim; ama siz kimsiniz ki GS taraftarları? Desteklemenin ne olduğundan bihaber, bir grup insan bağırıyor yalnızca. Dumandan göz gözü görmedi, olacak iş değil. Haftaya ne olur hiç bilemem. Hiçbir şekilde güzel olamaz gibi geliyor nedense. Kadıköy her türlü dar gelecek birilerine.

Bu hafta sonu olmadı ya. Hiçbir şey yerine oturmadı. Bir ben hep oturdum. Maç dedik, Galatasaray dedik, duruldum. 

Ne saçma bir post oldu bu böyle!?

Bence ben artık gerçekten susayım.


şort havası

Pazar günü ders çalışılmaz arkadaşım. Kuşlar ötüyor dışarıda, çoluk çocuk sesleri. Havuza giriyor millet, piknik yapıyor. Darısı başımıza, amin.

İlla odada oturacaksam da Fırat var çok şükür.


wicthes

Bak şimdi ergen geliyor, 500 Days of Summer'ı bize her gün hatırlatan Radyo Eksen'e gelsin madem:

"People change. Their feelings change. It doesn't mean that the love once shared wasn't true and real. It simply just means that when people grow, they grow apart."

Exits the teenager, enters the stranger.

-Öncelikle 16 saatlik uykuyla yorgunluğu üstünden ancak atan bedenimi saygıyla selamlıyorum; öyle ki Janis Joplin bile uyandırmaya yetmedi. Ayrıca, nasıl oluyorsa, gözlerim kapanıyor şu an. 


-Macbeth'teki witchler aklımdan hiç çıkmıyor.

-Bi' Beşiktaş-Bebek olayı var da, koştuğum aklıma gelince bile midem kalkıyor. Anlatması yazmaktan daha eğlenceli hem.

-Ersagun sen ne harika bir arkadaşsın! Bugün nöbetçi olmasam sana Halil Sezai şarkısı söyler gönderirdim.

-Şu sıralar okulumun Boun olduğuna inanmaya başladım. Geç güç meselesi.

-Çiğ köfte nedir öyle arkadaş! Gecenin köründe gözümüz mü aç?!

-Bu dürümcüyü n'apıcaz? Yani, blogda gramerimi bozmak istemem ama naapıcaz bu dürümcüyü ağbi! Adam ilk gün ne yediğimi hatırladı. Ötesini bilmem. Böyle de iz bırakırım, çok şükür. 

Hem de hava çok güzel sisliydi. -bağlantıyı ben kuramadım, siz kurun.

2 Mayıs 2012

brain

ay ışığında proje yetiştirmeye çalışıyorum. bugün iyi ki böyle saçma bir yoğunluğum var. dün iyi ki çiğ köfte yedik, gezdik, tozduk, eğlendik. hayat enerjimi 24 saat içinde yitirecek kadar kötü halde olmamalıyım. broken.

bir şarkı dinledim, güzel oldu: i just wanna feel everything diyor, katılıyorum. ama everything çok fazla şey kapsıyor. çok fazla yani. bilemedim.

ha bu arada beirut geliyormuş eylülde. geçen kuruçeşme arenanın önünde bratislava performansımdan sonra istanbul'a gerçekten kim olduklarını göstermeye karar vermişler. eylülde tam o gün yağmur yağması hayaliyle dönüyorum işime gücüme. arenada buluşuruz belki "sayın dinleyen".

1 Mayıs 2012

it's a new dawn

  • Geçen hafta pazar itibariyle kaybettiğim sesim hala tam olarak geri dönmedi. 
  • İçimdeki Pollyanna'yla ciddi sıkıntılarım var. Atsam atamam, zaten satmam.
  • Tanju Okan olmasa belki kendimi odama kapatmam işe yarardı. Ama şimdi o her şeyi benim yerime hissetmiş zamanında, bana sanki bir şey kalmamış. Öyle bir çık git içimden diyor ki ben karşılık olarak "çık dışarı! çık! çık!" diyorum, burada bir yanlışlık olmalı.
  • Nisan, enerjimi de alıp gitti. Mayıs hakkındaki önyargılarımı bu sene yenmek umudu içimde tabii, hem periler ölürken özür diler. -içsesim içimde konuştu-
  • Odamı toplarken bir de ne gördüm! Bende 50 Best Adagios diye bir albüm varmış. Dinledikçe ağlayası geliyor insan olanın. Bunca zaman tozlanmasının bir nedeni olmalı.
  • Eğer tembelliğimden ya da korkumdan gerçekleştiremezsem herhangi bir hayalimi, affetmek istemiyorum kendimi:
    Daha bugünden başladım seneye bahar tatilinin hayalini kurmaya.
    Daha bugünden başladım seneye bahar tatilinin hayalini kurmaya.
  • Sıcakların artmasıyla su özlemim de başladı. Sanki hep sudaymışım gibi tüm yazlarda.
  • Kendimi derslere verecek olmanın heyecanı içindeyim. Hadi bu kez yalan etmeyeyim, amin.