Bir şeyler eksik. Ne bir çocuk gülümsemesi ne kuş cıvıltısı bu kez. Şehir insanı doyumsuzluğu mu bu, anlamadım. Yapılacaklar listesinin bu kadar dolması beni şaşırtıyor. Kendimi bir şey zannediyorum. Ve hiçbir şeymişim aynı zamanda. Ben olmasam da yürürler, dünyanın nankörlüğü burada, ama merkezde olacağıma dair bir söz mü aldım ki zamanında? Böyle söz mü olur ayrıca! Varlığımdan çok yokluğumu düşündüğüm bu günlerde, saçlarımın dökülmesi de tuzum biberim. Bastıran uykular final döneminin yaklaştığını haber veriyor.
Her gün bir öncekinden değişik geledursun, biz hep yerimizde sayıyoruz. Ben hep yerimde sayıyorum. Yaptıklarım beni bir adım öteye taşımıyor ya da içimdeki ağırlık buna izin vermiyor. Öyle ya da böyle ben hala akşam yatağa yattığımda o gün başımdan geçenleri düşünüyorum. Bu bencilliği yenemiyorum. "Bütün son noktaları ben koyayım" hastalığımın kronikleşmesinden korkuyorum. Bir de hep kendimi düşünmekten.
Yalnızca çocukları düşüneceğim bir günün geleceğini umarak yaşıyorum, diyebilirim. Bir gün yatağımdan bir başkası için uyanıp yatarken o gün onun nasıl olduğunu düşünerek yatmak, karşılık beklemenin nasıl bir şey olduğunu gerçekten unutmak, mutluluğumdan çok mutluluğunu önemsemek. Tüm bunları hissederken bir an bile sorgulamayacağım tabii. En zor kısmı bu sanırım.
Doğru giden her ne varsa iyi ki var. Öte yandan öyle çok ki iyi gitmeyenler... İzlediğimiz her belgeselde dibe vurmanın ne demek olduğunu öğreniyorum. Anlatılanları dinlerken bile gözlerimi kapatmaya ihtiyaç duyuyorum. Ellerim titriyor. Kabuslar görüyorum. Sonra bir bakıyorum, o insanlar benim gördüğüm kabusları yaşamışlar. Uyanmak istemiyorum. Ne yazık ki biliyorum, ben uyansam da bir şey değişmeyecek. Etkisiz eleman'mışım gibi. Elimi uzatsam, kimsenin elini tutamasam bile .. Kimsenin elini tutamamak şu an kaldırabileceğim türden değil. Düşüncesi bile ağır. Kim bilir yaşayanlar neler hissediyordur.
Saçmasapan ruh halime en saçma şarkıyı armağan ediyorum: bensiz
Her gün bir öncekinden değişik geledursun, biz hep yerimizde sayıyoruz. Ben hep yerimde sayıyorum. Yaptıklarım beni bir adım öteye taşımıyor ya da içimdeki ağırlık buna izin vermiyor. Öyle ya da böyle ben hala akşam yatağa yattığımda o gün başımdan geçenleri düşünüyorum. Bu bencilliği yenemiyorum. "Bütün son noktaları ben koyayım" hastalığımın kronikleşmesinden korkuyorum. Bir de hep kendimi düşünmekten.
Yalnızca çocukları düşüneceğim bir günün geleceğini umarak yaşıyorum, diyebilirim. Bir gün yatağımdan bir başkası için uyanıp yatarken o gün onun nasıl olduğunu düşünerek yatmak, karşılık beklemenin nasıl bir şey olduğunu gerçekten unutmak, mutluluğumdan çok mutluluğunu önemsemek. Tüm bunları hissederken bir an bile sorgulamayacağım tabii. En zor kısmı bu sanırım.
Doğru giden her ne varsa iyi ki var. Öte yandan öyle çok ki iyi gitmeyenler... İzlediğimiz her belgeselde dibe vurmanın ne demek olduğunu öğreniyorum. Anlatılanları dinlerken bile gözlerimi kapatmaya ihtiyaç duyuyorum. Ellerim titriyor. Kabuslar görüyorum. Sonra bir bakıyorum, o insanlar benim gördüğüm kabusları yaşamışlar. Uyanmak istemiyorum. Ne yazık ki biliyorum, ben uyansam da bir şey değişmeyecek. Etkisiz eleman'mışım gibi. Elimi uzatsam, kimsenin elini tutamasam bile .. Kimsenin elini tutamamak şu an kaldırabileceğim türden değil. Düşüncesi bile ağır. Kim bilir yaşayanlar neler hissediyordur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder