21 Aralık 2012

metafor değil çikolata

ben mutluyum, peki çikolata?
geçen gün, anneme, kendime verdiğim sözleri tutmanın ne zor olduğundan bahsediyordum. ağladım ağlayacağım, öyle bir haldeyim ama. çikolatayı bırakmaya çalışıyor(d)um yine, klasik. insanın sevdiğinden vazgeçmesi çok zor, yefi. bir yandan seni mutlu eden, en çok mutlu eden o; öte yandan biliyorsun ki sen o an ne kadar mutlu olursan ileride o kadar üzüleceksin, hatta belki pişman olacaksın. çünkü ambalajında durduğu gibi durmuyor çikolata, sonunda babamla yarışacak bir göbeğim bile olabilir çok zorlarsam (abarttım şu an). işte bu yüzden yediğim her lokmanın yol su elektrik olarak geri döneceğinin bilincinde olmam, ileride karşılaşabileceğim pişmanlık saldırılarına karşı kendimi savunacağım mekanizmalar geliştirmem gerekiyor. bunların hiçbirini çikolata yerken yapmıyorum tabii, onun zevkini bozmayayım diye. bütün iç muhasebe, kafamı ortopedik yastığıma boşluksuz yerleştirince başlıyor, uyuyunca sonlanıp, rüyaya karışıyor.

ben gerçekten çikolata görünce çok heyecanlanıyorum. kalbim hızlı atıyor, -yüzüm de kızarıyor olabilir. 

neyse, annem de bunun üstüne: "ye gitsin kızım" dedi. ben de dedim "ama kendime söz verdim, zaten kendime verdiğim hiçbir sözü tutamıyorum, yine yapmayayım aynısını, bari böyle erken vazgeçmeyeyim". ve annem: "ye, kendine yemedim dersin*. kendini kandıra kandıra yürür hayat, yoksa ohoo ben bugünlere nasıl gelirdim başka türlü?!."

bir kez daha annemin benim annem olduğuna, benim de onun kızı olduğuma inandım. ne mutlu!

*yalnızca, kendimize verdiğimiz sözler -başkalarını direkt etkilemediği sürece- memnuniyetle çiğnenebilir. rare cases of loneliness.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder