'i'd like to do a post of great social and political import. it goes like this':
bugün etilerden ulus'a koştum birazcık, içimden geldi (bkz. içi içine sığmamak). ben ki enerjimi dizginleyemediğimden yanlışlıkla on dört kilometre yürümüşüm bir gün deli deli, bıraksanız koşarım her santiminde; ama bir saat geliyor istanbul'da, gülümseyerek yürümek, yorucu gün sonrası çoğu zaman bir damla kalmış (ya da en bitmeyecek görünen) enerjiye sahip çıkmak neredeyse imkansızlaşıyor -benim için bile. huzur kapkaççıları var çünkü trafikte; tüm günün stresini yüklenmiş, sonra da kırmızı ışıkta takılıp kalmışgiller. iş çıkış saatleri, herkesin evine dönme gayreti, ama herkes aynı anda bunu istediğinden sürecin -dakikalar alacağına- saatlere yayılması insanları geriyor, geriyor, geriyor ve sonra kornalar hiç susmuyor. halbuki, önünüzde bekleyen araba keyfinden durmuyor orada. onun da önünde bir araba var. zannetmeyin ki sizin çaldığınız korna sayesinde akıyor trafik, eğer akıyorsa. yine bu kornanın bollaştığı saatlerde, insanlar birbirlerine bağırıyor, kızıyor. yüzler deseniz hepten kızgın, bozuk, asık. otobüste, telefonlar bu çirkin havayı bir de uzaklara taşıyorlar. eğer uykuya yenik düşülmemişse hala, kaşlar çatılıyor. işte biz istanbulbaz'lar (surname 2010- şehir tiyatroları da burnumda tütüyor.), bilincimizi her akşam böyle yitiriyoruz, sinirlerimizi sağa sola biraz daha çekiştiriyoruz. oysa sinirlerimizi denetleyebilecek yaşa geldik çoktan, tüm +18'ler. dolayısıyla azaltabilir, en azından deneyebiliriz.
hatta inanırsak gargamel'in üstesinden bile gelebiliriz. o kadar çok umut var yani.
demem o ki;
sakin olun lütfen. özellikle iş çıkışı yolunuz zincirlikuyu'ya düşüyorsa, daha da sakin. çünkü herkesin yolu oradan geçiyor, roma'ya giden her yoldan en işlek olanı, malum.
kornayı yasaklayın kendinize. herkes sizin gibi yolda, yola bakıyor, önündeki arabanın gitmesini istiyor. on saniye, bir şey değiştirmeyecek hayatınızda, yıllardır saniyelerle yarışan bir atlet değilsiniz. yalnızca araba kullanıyorsunuz. ha, illa korna olacak diyorsanız da başka türlü basın: başka türlü korna
yayalara yol verin. bir yaya olarak özellikle rica ediyorum. bırakın geçsinler karşıya. hele yaya geçidi varsa, daha da bırakın. bir de yağmurlar başladı artık, çok su sıçratmayın, onlar da insan. biz de insanız!
bir de. bağıran arabanız varsa çıkmayın trafiğe, n'olur. gidin, kimsenin olmadığı yerde bağırtın, ııın ıııııııın diye. sabrımızı böyle sınamayın. biz motor sesi duymak istersek açar youtube'da yetenekleri izleriz: http://www.youtube.com/watch?v=zsJMI13oxRo
ve güzel müzik dinleyin bence, işe yarar. mutlu şarkılar ama. hatta kendi içinde gülen şarkılar -ki eşlik ederken gülün siz de, dağılsın sıkıntılırınız eve gidinceye kadar. scorpions- hello josephine mesela.
çok yakışmaz mı? :)
bugün etilerden ulus'a koştum birazcık, içimden geldi (bkz. içi içine sığmamak). ben ki enerjimi dizginleyemediğimden yanlışlıkla on dört kilometre yürümüşüm bir gün deli deli, bıraksanız koşarım her santiminde; ama bir saat geliyor istanbul'da, gülümseyerek yürümek, yorucu gün sonrası çoğu zaman bir damla kalmış (ya da en bitmeyecek görünen) enerjiye sahip çıkmak neredeyse imkansızlaşıyor -benim için bile. huzur kapkaççıları var çünkü trafikte; tüm günün stresini yüklenmiş, sonra da kırmızı ışıkta takılıp kalmışgiller. iş çıkış saatleri, herkesin evine dönme gayreti, ama herkes aynı anda bunu istediğinden sürecin -dakikalar alacağına- saatlere yayılması insanları geriyor, geriyor, geriyor ve sonra kornalar hiç susmuyor. halbuki, önünüzde bekleyen araba keyfinden durmuyor orada. onun da önünde bir araba var. zannetmeyin ki sizin çaldığınız korna sayesinde akıyor trafik, eğer akıyorsa. yine bu kornanın bollaştığı saatlerde, insanlar birbirlerine bağırıyor, kızıyor. yüzler deseniz hepten kızgın, bozuk, asık. otobüste, telefonlar bu çirkin havayı bir de uzaklara taşıyorlar. eğer uykuya yenik düşülmemişse hala, kaşlar çatılıyor. işte biz istanbulbaz'lar (surname 2010- şehir tiyatroları da burnumda tütüyor.), bilincimizi her akşam böyle yitiriyoruz, sinirlerimizi sağa sola biraz daha çekiştiriyoruz. oysa sinirlerimizi denetleyebilecek yaşa geldik çoktan, tüm +18'ler. dolayısıyla azaltabilir, en azından deneyebiliriz.
hatta inanırsak gargamel'in üstesinden bile gelebiliriz. o kadar çok umut var yani.
demem o ki;
sakin olun lütfen. özellikle iş çıkışı yolunuz zincirlikuyu'ya düşüyorsa, daha da sakin. çünkü herkesin yolu oradan geçiyor, roma'ya giden her yoldan en işlek olanı, malum.
kornayı yasaklayın kendinize. herkes sizin gibi yolda, yola bakıyor, önündeki arabanın gitmesini istiyor. on saniye, bir şey değiştirmeyecek hayatınızda, yıllardır saniyelerle yarışan bir atlet değilsiniz. yalnızca araba kullanıyorsunuz. ha, illa korna olacak diyorsanız da başka türlü basın: başka türlü korna
yayalara yol verin. bir yaya olarak özellikle rica ediyorum. bırakın geçsinler karşıya. hele yaya geçidi varsa, daha da bırakın. bir de yağmurlar başladı artık, çok su sıçratmayın, onlar da insan. biz de insanız!
bir de. bağıran arabanız varsa çıkmayın trafiğe, n'olur. gidin, kimsenin olmadığı yerde bağırtın, ııın ıııııııın diye. sabrımızı böyle sınamayın. biz motor sesi duymak istersek açar youtube'da yetenekleri izleriz: http://www.youtube.com/watch?v=zsJMI13oxRo
ve güzel müzik dinleyin bence, işe yarar. mutlu şarkılar ama. hatta kendi içinde gülen şarkılar -ki eşlik ederken gülün siz de, dağılsın sıkıntılırınız eve gidinceye kadar. scorpions- hello josephine mesela.
çok yakışmaz mı? :)
Korna iyiymis :)
YanıtlaSilYa ben burada araba surdukten sonra Istanbul'un kuralsizligina nasi uayrim diye dusunuyorum...
sen bi' gel de, gerisi hallolur :)
YanıtlaSil