tehlikeli saatler bunlar yefi.
uykum gelecek birazdan. elimi kolumu bağlayacak. karşı koyamayacağım kendime. ve sonra inciteceğim ikimizi de.
uzun zaman sonra ilk kez bir filmi bir oturuşta, hem de uyuyakalmadan, bitirdim. şimdi diyorum ki -eğer bunu başardıysam, köprünün ışıkları kırmızı olduğunda geceden korkmamayı da başarırım. ve bir de -
önceden uyarayım: bu post bölük pörçük olacak. arabesk bulanlara sesleniyorum, az sonra dibe vurabilirim.
çalan şarkı: travis - luv. hem de kendini tekrar ediyor, bilmiyorum kaçıncı kez. ve kaç kez daha çalacak.
aslında günlük yazacaktım. çünkü gün gelecek, ben bu blogu kapatacağım. belki yazdığım her şeyi sileceğim. ama defterlerimi torunlarım için hep saklayacağım. ve istiyorum ki bugünlerde hissettiklerimi öyle kolay unutmayayım. kolay yaşamıyorum çünkü. kolay gelmiyor. çok zorluyor.
paris,texas diye bir film varmış bilgisayarımda aylardır. geçen hafta izledim. o da uzundu oldukça. o yüzden aralıklı izledim. hiçbir şeye yirmi dakikadan fazla dikkat veremememden kaynaklandı biraz. bu demek değil ki film kalbimi kıra kıra etkilemedi.
şu an travis dinlememin üç nedeni var:
uykum gelecek birazdan. elimi kolumu bağlayacak. karşı koyamayacağım kendime. ve sonra inciteceğim ikimizi de.
uzun zaman sonra ilk kez bir filmi bir oturuşta, hem de uyuyakalmadan, bitirdim. şimdi diyorum ki -eğer bunu başardıysam, köprünün ışıkları kırmızı olduğunda geceden korkmamayı da başarırım. ve bir de -
önceden uyarayım: bu post bölük pörçük olacak. arabesk bulanlara sesleniyorum, az sonra dibe vurabilirim.
çalan şarkı: travis - luv. hem de kendini tekrar ediyor, bilmiyorum kaçıncı kez. ve kaç kez daha çalacak.
aslında günlük yazacaktım. çünkü gün gelecek, ben bu blogu kapatacağım. belki yazdığım her şeyi sileceğim. ama defterlerimi torunlarım için hep saklayacağım. ve istiyorum ki bugünlerde hissettiklerimi öyle kolay unutmayayım. kolay yaşamıyorum çünkü. kolay gelmiyor. çok zorluyor.
paris,texas diye bir film varmış bilgisayarımda aylardır. geçen hafta izledim. o da uzundu oldukça. o yüzden aralıklı izledim. hiçbir şeye yirmi dakikadan fazla dikkat veremememden kaynaklandı biraz. bu demek değil ki film kalbimi kıra kıra etkilemedi.
şu an travis dinlememin üç nedeni var:
- paris, texas'taki adamın adı travis'ti. bir süre özdeşleştirmiş olabilirim onunla kendimi.
- geçen nero'da bu şarkı çalıyor sandım, değilmiş. bir hayal kırıklığı daha. onu tamir çabası şimdi.
- bugünkü filmde damien rice, janis joplin vardı. onlar günlük kotalarını doldurdu. sıradaki buydu.
bir yerde çocuk: "can you feel that he's gone?" diye soruyor. babası anlamıyor. çocuk: "you know when he was walking around, and talking, right?" diye açıklıyor. ben gittiğini bildiğim herkesin gittiğini hissedebiliyorum artık. it took me a while to feel -. belki nail amca olamadı biraz. bu yazın kesiklerinden, ona bir türlü odaklanamadım.
odaklanamıyorum. hala. hem de şimdi eskisinden daha kötü. bu dönem bir bitse, diyorum. kötü olduğundan değil. herhalde en çok eğlendiğim, güldüğüm, kendimle böyle barışık olduğum, arkadaşlarıma en çok zaman ayırdığım dönemdi geride kalan- kalamayan. her şey çok doğru çünkü. olması gerekenden bile iyi. şımarıklık yapmayacağım tabii ki. ama tüm bunların arasında öğrenci olduğumu unutmayıp, okuma aşkımı yitirmesem iyiydi. çünkü böyle olunca yepyeni bir ben tanımlamam gerekti. gerçekten biraz uzak. fazla açgözlü, her şeyi yapmaya çalışan, ama tabii ki "her şey"in ne kadar geniş olduğunu atlayan. belki düzelir. i don't feel that it's gone. çünkü yeşil hala en sevdiğim renk ve yefi yeşilin bir tonu değil.
a life based on missing. dünün teması buydu. sabah beşte yokuş tırmanırken aklımda tüm özlediklerim vardı. gittikçe ağırlaşıyor . belki kafamda bu yüzden bezeler oluşuyor. özlenmesi yasaklanmış kişileri aklımdan bu şekilde atıyorum bilinçaltımın da yardımıyla.
ve uykuya yenik düştüğüm an. pişman olmasam bari.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder