6 Mayıs 2012

bit pazar, bit

17 Mayıs 2000. Arsenal-Galatasaray maçı. Erzincan'da meydana dev ekran konmuştu, biz maçı orada bissürü insan birlikte izlemiştik. Vay anasını! Sarı kırmızı giyinmiştim heyecanlı heyecanlı. Hayatımda bir daha asla yaşamak istemeyeceğim kadar buruk bir sevinçti o günkü. Penaltıların ardından yenmemiz mükemmeldi. Sonra ben beyaz Mercedes'imizin -o arabayı düşününce hislerim yanıyor, beynim, kalbim, başım yanıyor.- tepesinde çığlık çığlığa Galatasaray'a övgüler yağdırdım diğer taraftarlarla. Hepimiz o gün aynı şeyi düşündük aynı anda, aynı heyecanı tattık, bir oluverdik futbol sayesinde. Sonra ben onlardan tereyağı kıl misali ayrıldım. Bir daha da aralarına dönmedim. Bir, Hakan Şükür'ün 11. saniye golünü kaçırdığıma çok üzüldüm o zamandan bu zamana. O kadar. Sonrasında zaten Galatasaray-Fenerbahçe kavgasıyla ölenler yaralananlar.. Bu iş bana göre değil, anladım. Gerçi şu an Çarşı beni de içine alsın, ben de ölümüne destekleyeyim istiyorum, kanım bir siyah beyaz aksın göreyim, diyorum ama zor tabii.

Hiçbir şey planladığın gibi gitmiyor azizim. Neyin nereden ne zaman geleceği hiç belli olmuyor.

Bugün de neydi o holiganlık? Yakışıyor mu size derdim; ama siz kimsiniz ki GS taraftarları? Desteklemenin ne olduğundan bihaber, bir grup insan bağırıyor yalnızca. Dumandan göz gözü görmedi, olacak iş değil. Haftaya ne olur hiç bilemem. Hiçbir şekilde güzel olamaz gibi geliyor nedense. Kadıköy her türlü dar gelecek birilerine.

Bu hafta sonu olmadı ya. Hiçbir şey yerine oturmadı. Bir ben hep oturdum. Maç dedik, Galatasaray dedik, duruldum. 

Ne saçma bir post oldu bu böyle!?

Bence ben artık gerçekten susayım.


1 yorum: