kafamızın dağınık olmasının sonucu her zaman hüzün değil arkadaşım, bazen yarılana kadar güleceğin saçmalıklar yaşıyorsun:
günlerden perşembe. 12 saat çalıştığım bir ofis gününün ardından kalan son enerjimi "istanbul'un iki semti birbirinden en fazla ne kadar uzak olabilir", konulu deneyde kullanıyorum. kıta değiştirmesem de, metrobüsle uçarak gitsem de
böyle edebi girişlere gerek yok. kuzenimle buluşayım dedim, ama çok yorgunum, ama başka gün yok. iki ama aynı cümlede olunca eylem pozitif oluyor işte, ben de bindim pis metrobüse. yolda ölümüne terledim hava çok sıcak. metrobüsün içi de bir o kadar klimalı. başladım veremliler gibi öksürmeye, her zamankinden. hala etkileri üstümde o haftanın! nasıl bu kadar öksürüyorum bir gram sigara içmeden ve içsem ne olacak kim bilir, soruları aklımda, dursun onlar bir kenarda. metrobüste babam yaşında bir adam öksürük şurubu alacağıma dair bir söz alana kadar uğraştı, el mahkum tamam amca alacağım haftaya dedim (sözümü o kadar tuttum ki hastanelik bile oldum iki doktor görmek için.) neyse öyle böyle geldim ineceğim durağa, e5'in korkunç üst geçitlerinden indim, bir yerde minibüs/dolmuş (bu ikisi arasında erzincan'da bir fark yok arkadaşım, sarı olmayanlar minibüs müydü?) beklemeye başladım. kafam o sırada nerelerdeydi bilmiyorum, şarkı söyleyip dans etmişim terli terli öksüren halimle. sonra baktım minibüs gelmiyor, taksiye bindim. taksici amca tutturmaz mı bir türkü de bana söyle diye! yok abi dedim ben söylemem öyle, aa. hem öksürüyorum bak sesim kötü dedim. kendi kendine söyleyip dans ediyordun ama dedi. ben deliyim aslında dedim. güldü, deli değilsin canım biliyoruz dedi. dedim yok bazen geliyorlar öyle abi, kendimi kontrol edemiyorum bak şimdi gittiler dedim. adın ne dedi fatma dedim. fatma :) yabancılarla tanışma adım. istanbulda beni fatma diye bilirler, desem yeri artık =) bir noktada taksiden indim işte. ve alışveriş merkezi.
bir elbise gördüm, nasıl beğendim nasıl! tam benlik. hemen deneyeyim dedim. soyunma kabini de perdeden, sadece bir tarafında duvar var. neyse. yazlık elbise olunca ne var ne yok çıkardım söylemesi ayıp, elbiseyi giydim. oo süper oldu dedik, girdim tekrar kabine. tam çıkarıyorken elbiseyi, başım döndü. "ayyyy düşüyorum!" diye çığlık attım, son gayret elimi duvara attım, bir de baktım boşluk! perde olduğunu unutmuşum ... böylelikle perde açık, ben yerde, millet bakıyor.. o panikle ne yapacağımı bilemedim, bağırmaya başladım. "off bugün popomun aynı yerine düştüm" diye. amacın ne arkadaşım. düştün sus di mi, zaten bağırmışsın ortalığı ayağa kaldırmışsın. millete ne senin rezilliklerinden.
beyin fakirliği işte. mübarek ramazan gününde hepimize afiyet olsun.
günlerden perşembe. 12 saat çalıştığım bir ofis gününün ardından kalan son enerjimi "istanbul'un iki semti birbirinden en fazla ne kadar uzak olabilir", konulu deneyde kullanıyorum. kıta değiştirmesem de, metrobüsle uçarak gitsem de
böyle edebi girişlere gerek yok. kuzenimle buluşayım dedim, ama çok yorgunum, ama başka gün yok. iki ama aynı cümlede olunca eylem pozitif oluyor işte, ben de bindim pis metrobüse. yolda ölümüne terledim hava çok sıcak. metrobüsün içi de bir o kadar klimalı. başladım veremliler gibi öksürmeye, her zamankinden. hala etkileri üstümde o haftanın! nasıl bu kadar öksürüyorum bir gram sigara içmeden ve içsem ne olacak kim bilir, soruları aklımda, dursun onlar bir kenarda. metrobüste babam yaşında bir adam öksürük şurubu alacağıma dair bir söz alana kadar uğraştı, el mahkum tamam amca alacağım haftaya dedim (sözümü o kadar tuttum ki hastanelik bile oldum iki doktor görmek için.) neyse öyle böyle geldim ineceğim durağa, e5'in korkunç üst geçitlerinden indim, bir yerde minibüs/dolmuş (bu ikisi arasında erzincan'da bir fark yok arkadaşım, sarı olmayanlar minibüs müydü?) beklemeye başladım. kafam o sırada nerelerdeydi bilmiyorum, şarkı söyleyip dans etmişim terli terli öksüren halimle. sonra baktım minibüs gelmiyor, taksiye bindim. taksici amca tutturmaz mı bir türkü de bana söyle diye! yok abi dedim ben söylemem öyle, aa. hem öksürüyorum bak sesim kötü dedim. kendi kendine söyleyip dans ediyordun ama dedi. ben deliyim aslında dedim. güldü, deli değilsin canım biliyoruz dedi. dedim yok bazen geliyorlar öyle abi, kendimi kontrol edemiyorum bak şimdi gittiler dedim. adın ne dedi fatma dedim. fatma :) yabancılarla tanışma adım. istanbulda beni fatma diye bilirler, desem yeri artık =) bir noktada taksiden indim işte. ve alışveriş merkezi.
bir elbise gördüm, nasıl beğendim nasıl! tam benlik. hemen deneyeyim dedim. soyunma kabini de perdeden, sadece bir tarafında duvar var. neyse. yazlık elbise olunca ne var ne yok çıkardım söylemesi ayıp, elbiseyi giydim. oo süper oldu dedik, girdim tekrar kabine. tam çıkarıyorken elbiseyi, başım döndü. "ayyyy düşüyorum!" diye çığlık attım, son gayret elimi duvara attım, bir de baktım boşluk! perde olduğunu unutmuşum ... böylelikle perde açık, ben yerde, millet bakıyor.. o panikle ne yapacağımı bilemedim, bağırmaya başladım. "off bugün popomun aynı yerine düştüm" diye. amacın ne arkadaşım. düştün sus di mi, zaten bağırmışsın ortalığı ayağa kaldırmışsın. millete ne senin rezilliklerinden.
beyin fakirliği işte. mübarek ramazan gününde hepimize afiyet olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder