4 Temmuz 2012

ayrıntı

her fırsatta anlatıyorum, bu kez yazmak istedim:


elimden tut yoksa düşeceğim.


hayat benim için sürekli merdiven çıkmak. ucu bucağı olmayan bir merdiven yolculuğunda birbirimizin elini tutmak. dedem yaşıyorken, kuzenim bebekken.. kuzenimin iki elinden tutar, merdivenlerin üstünde uçmasını sağlardık. o çok severdi. ben çok eğlenirdim. dedem için ayrı keyifti zaten, torunlar mutlu ne de olsa. işte şimdi de hayat böyle benim gözümde, sürekli birilerinin elinden tutuyoruz ya da birileri bizim için güzelleştiriyor merdiven çıkma macerasını. hep yukarı çıkmıyoruz, bazen düşüyoruz ta ki biri elimizden tutana kadar.

buraya kadar her şey iyi güzel de dedem öldükten sonra onun yerine hemen başkası tuttu kuzenimin diğer elinden. o geçiş süreci o zaman aylar alıyordu sanki eskiden. yaşla mı alakası var ya da görmüş geçirmişlikle mi bilmiyorum ama artık bu konularda zaman olgusunu tamamıyla yitirdim. bir şeye üzülmeyi erteler hale geldim. unutmayı hızlandırmak mı hatırlamamayı pekiştirmek mi, bu her neyse, fark etmeden bir parçam oldu benim.

yazamıyorum, birbirinden alakasız kelimeleri bir uyum aramadan art arda sıralıyorum yalnızca. hayatımın en zor haftasını geride bıraktım. her zaman parçalara bölünmek hoşuma gitmiştir. ne var ki geçen hafta lime lime olmuşum gibi geliyor. kendimle, duygularımla, sevdiklerimle yüzleşmekten bir delinin tımarhaneden kaçması gibi kaçıyorum. gittiğim yerde kabul görmeyeceğim bu halde.

"closing time
you don't have to go home, but you can't stay here"

"abla, herkesin babası kendi için çok özeldir ama benim babam en özeldi. çok iyi biriydi abla benim tanıdığım en iyi insandı bize çok önem verirdi bizim paramız yoktu ama mutluydu bazıları var abla annesinden babasından şikayet ediyorlar anlamıyorum ben hiç bilmem öyle şeyler ben hala biraz yalnız kaldığımda babamı görür gibi oluyorum korkuyorum onu görmek istiyorum ama korkuyorum. hani evde kaç kişi varsa o kadar tabak çatal koyarsın masaya. biz hala sekiz kişiye tabak koyuyoruz abla babam hala bizimle hiç ölmemiş gibi"

hayatımda duyduğum en olgun ayrıntıydı tabak sayısı. masada onun yerini boş bırakmak değil, ona hala tabak çıkarmak.

derken nail amcam.. geçen hafta çocuklara söylediğim her şeyi kendi kendime tekrar ettim. tabii ki üzüleceksin ama üzgün olarak başkalarının sana destek vermesini, onların mutluluğunu engelleme. öyle ya da böyle gülmeye başlayacaksın zaten, bunu şimdi yap. gülmek mutlu olduğun anlamına gelmez her zaman ama etrafındakilere pozitif enerji vermiş olursun. neden yaşıyoruz ki eğer sevdiklerimizi mutlu edemiyorsak.

sıkıntı tam olarak burada başlıyor benim için. üzülmek için zaman tanımadığımdan kendime, kendimle tüm bağlarımı kopardım nerdeyse. hiçbir şeyi kendime saklamak istemiyorum. tek başıma yemek yemeyi zaten hiç sevmedim.

well, everybody hurts.

maybe i hurt too much.

insanın korktuğu başına gelirmiş. geldi. hakkım da varmış korkmaya. yedi sene öncesinde hissettiklerimle sarılı kalbim. belki sekiz, dokuz... o kadar özlemediğim bir zaman dilimi ki o,  onu düşünüyorum. kimseye kızmak istemiyorum, kırılmak da. but something feels wrong, so wrong.


neyse ki zaman öyle hızlı geçiyor ki unutuluyor her şey. her şey.

artık kırgın değilim.

bu yazıyı post etmem yalnızca bir hafta aldı, bunun çok erken ya da çok geç olduğuna kim karar veriyordu sahi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder