1 Ocak 2012

Ebemkuşağında bir gölge

Uçağa ilk kez binmenin heyecanını unuttum. Nankörüm, mesele hafıza olunca. Bugün yanıma oturan "abi" (Türkiye olunca insan böyle demeden edemiyor mu ne? -Sanki ben hep 13 yaşındayım, insanlar büyüyor, hep abi kalıyor , benim yaşımdakiler de büyüyor abileşiyor (kimse hiçbir zaman abla olamıyor).) O kadar heyecanlıydı ki bulutların üstünden seyrederken dünyayı. "Şimdi bir bir şey atsak bulutları deler geçer, düşer yani, değil mi?" dedi. Gülümsedim sadece, zoraki bir evet dedim. Aslında o an hatırlar gibi oldum nasıl bir his olduğunu bunun; ama tam bir yabancıydım ve rolümü iyi oynadım.

İstanbul'a aklım başımda ilk geldiğimde, kuzenlerimle otobüse binmiştik, o gün "Burada yolculuklar çok uzun sürüyor, her otobüs yolculuğunda arkadaş bulnuabilir, insanlarla konuşulabilir." demiştim kendi kendime, bak bunu unutmadım. Sonra o masum çocuk aklıma sadık kalamadım, "E yani, tabii ki" dediğini duyar gibiyim. Çünkü sen de gerçeklerin karşısında heyecanı yitirdin, (mecburen?).

Uçakta bile insanlarla konuşmaya tahammül edemiyorken kimi zaman, otobüslerde kapalı kutu olma isteğim çok da garip değil artık. Fikirlerimi hatırlasam da yarattıkları heyecan o günlerde kaldı, onlar öyle geçti, anılaştı. Hiç olmamasından onyüzbinkez iyi, değil mi?

Yenileri bekliyor beni, bizi, sizi, herkesi. "Onlar"ın daha fazla yabancılaşmayacağı bir sene olsa keşke.

Sevgi dolu yıllar!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder