Senin de bir böbreğin fazla değil mi Gargamel? Satsana, fazla gelen ne varsa, kalbini mesela.
Normlarıyla içimizde delikler açan toplum, kelime anlamıyla bizi ciğerimizden eden bir tutum, nasıl oluyor da aynı zamanda, tüm bu kötülüğün ortasında sadece kadını aşağılayan bir delik üzerinden değerler oluşturuyor kendine? "Ahlak" diyerek nasıl ahkam kesiyor?
Bir fahişenin gözyaşlarını kirli su gibi gören bizlerin tuzu hep mi kuru?
Şimdi ben okuyorum böyle, acı veren güzelim makaleleri, birbirine bağlamaya çalışıyorum olan biteni, aslında hep olup bir türlü bitmeyeni. Sonra bir resim çiziyorum öğrendiklerimle, simsiyah -Mercedes'te durduğu gibi durmuyor bu resimde siyah- ve bir anda yas tutuyorum resmime bakıp. Bu resimde kan öyle bir kırmızı ki bakar-kör olmasak bir Ferrari gibi alır gözlerimizi. (Evet, arabalarla kendini tanımlayan bir grup gençle bir süre için aynı 4 metrekare içinde soludum.) Farkındasızlığımla öldürdüklerim, acı çektirdiklerim için suçlu hissediyorum. Dünyanın bütün yükü omuzlarıma biniyor 4 saniyeliğine. Ve o azıcık sürede anlıyorum ki hepsi birden çok fazla sırtlamak için.
Lifeboat ethics. Herkesi birden boat'a alamazsın, birileri ölecek, yapacak bir şey yok. Yıllar önce okuduğumda o kadar mantıklı gelmişti ki, rasyonel insanların neden rasyonel olduklarını, neden seçtikleri yolu seçmeleri gerektiğini, herkesi besleyip mutlu etmenin mümkün olmadığını bir güzel içselleştirmiştim. Oysa şimdi rasyonelitenin gerekleri arasında "kurbanlar yaratma" olmasına katlanamıyorum.
Sosyoloji okumam rasyonel bir hareket değildi, ama şimdiye kadar yaptığımın en iyisiydi.
Peki şimdi nereye?
Normlarıyla içimizde delikler açan toplum, kelime anlamıyla bizi ciğerimizden eden bir tutum, nasıl oluyor da aynı zamanda, tüm bu kötülüğün ortasında sadece kadını aşağılayan bir delik üzerinden değerler oluşturuyor kendine? "Ahlak" diyerek nasıl ahkam kesiyor?
Bir fahişenin gözyaşlarını kirli su gibi gören bizlerin tuzu hep mi kuru?
Şimdi ben okuyorum böyle, acı veren güzelim makaleleri, birbirine bağlamaya çalışıyorum olan biteni, aslında hep olup bir türlü bitmeyeni. Sonra bir resim çiziyorum öğrendiklerimle, simsiyah -Mercedes'te durduğu gibi durmuyor bu resimde siyah- ve bir anda yas tutuyorum resmime bakıp. Bu resimde kan öyle bir kırmızı ki bakar-kör olmasak bir Ferrari gibi alır gözlerimizi. (Evet, arabalarla kendini tanımlayan bir grup gençle bir süre için aynı 4 metrekare içinde soludum.) Farkındasızlığımla öldürdüklerim, acı çektirdiklerim için suçlu hissediyorum. Dünyanın bütün yükü omuzlarıma biniyor 4 saniyeliğine. Ve o azıcık sürede anlıyorum ki hepsi birden çok fazla sırtlamak için.
Lifeboat ethics. Herkesi birden boat'a alamazsın, birileri ölecek, yapacak bir şey yok. Yıllar önce okuduğumda o kadar mantıklı gelmişti ki, rasyonel insanların neden rasyonel olduklarını, neden seçtikleri yolu seçmeleri gerektiğini, herkesi besleyip mutlu etmenin mümkün olmadığını bir güzel içselleştirmiştim. Oysa şimdi rasyonelitenin gerekleri arasında "kurbanlar yaratma" olmasına katlanamıyorum.
Sosyoloji okumam rasyonel bir hareket değildi, ama şimdiye kadar yaptığımın en iyisiydi.
Peki şimdi nereye?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder