Güneş batmak üzere. Havanın serinlemeye başladığını fark ediyorsun, sular sanki daha hızlı çarpıyor yüzüne. Denizin sana hatırlatmak istediği bir şeyler var. Sen ısrarla reddediyorsun, dalgaların gücünü. Seni alamayacaklarına öyle inandırmışsın ki kendini! Oysa dudakların morarıyor. Dakikalar geçtikçe, bir ölüm soğukluğunda siyaha dönüyor o mor. Sen hala umarsızsın. Ah sen, neden hep aynısın?
Korkuyorsun, çıktığın an soğuk sandığın sudan daha çok üşütecek rüzgar seni. Güneş şu an neredeyse gitti. Taşlar batacak ayağına. Kırdığın kalpler kanatacak. Onun soğuk bakışları gelecek aklına, kusacaksın. Çıktığın an bir balığa dönüşeceksin, sen iyisi mi kal.
Nereye kadar bu kaçış? Gün gelecek sıkılacaksın kendi ellerinden, kollarından. Yeniyle beslemediğin uzuvların kulaç atman gerekirken işlevlerini yitirecek. Bum! Dudakların simsiyah.
Keşke buraya gelmeseydik. Sen beni sahilde bir havluyla bırakıp açılmasaydın. Benim seni bekleyeceğime inanmasaydın. Karşılıksız nar taneleri sendromuyla ben seni göremeyince düşecektim, unuttun. Bir süre renklerin isimlerini düşündüm, isimleri olmayan renkleri. Havluya baktım, sonra sana. Sen uzaklaşıyordun, geleceğini biliyorum edasıyla. Orada seni bekleyenler var sandın, yoktu. Ben görmüştüm, ama tecrübe senindi, anlayış gösterdim. Sonsuza attığın her kulaçta bir adım geri gitmem gerekiyordu, orada öylece kalamazdım hiçbir şeysiz. Karnımı doyurmam için yeterince neden bırakmamıştın. Uyuyamazdım da, güneş batımında uyunmaz'ı içselleştirmişim bir kere. Bu sebepten. Tam olarak bu sebeplerden geri geri gittim ben de, havlu elimde.
Bu da tecrübenin bir parçası, anlayış gösterme sırası sende.
Resim: Botticelli (La nascita di Venere)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder