Sevgili okur,
Bugün bulutlar üstümüzden hızlıca geçti. Her gün yürüdüğüm yerde sıcaklığın şehrin normalinden 4 derece düşük olması, rüzgarın 4 km/h daha hızlı olması beni üşütmedi değil. Yüzleşmek istemediğim gerçekler bunlar. Tavla turnuvasından elenmek gibi. Okumam gereken tonlarca tonlarca sayfa olması gibi. Güzel, mavi kuşumuzun, biz annemle telefonda konuşurken ölmesi gibi.
Kokuyla ilgili korkularım var. Boka basmak, boka basan birinin yanında oturmak, tuvalette kilitli kalmak (bu hayata dair en büyük korkum sayılabilir), otobüste ter kokan birinin yanına oturmak, anneanne kokusunu alamayacak kadar grip olmak, morla yeşilin kokusunu ayıramamak vs. vs. Duyu organlarımı baz aldığımızda, bu en hassaslaştığım konu diyebiliriz, yine de bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün değil.
Tırnaklarım bitti, parmaklarım, dudak içlerim de. Yemek için daha vitaminli besinlere yönelmenin vakti geldi geçiyor. Neyin kafasında bu kadar stres yaşıyorum, küçük bedenim bu kendini germe seromonisinde küçüklüğünü nasıl yitiriyor acımasızca, yukardaki benden iyi bilir. Çünkü o bazen bizim bilmediklerimizi bile biliyor. Al bu da aliterasyon örneği olarak cebinde kırıntı kalsın.
Bir de bardakla kupayı karşılaştıracağım, yoksa içimde kalır. Yurttaki dünyamda bardaklara, cama, çerçeveye nasıl yer yoksa; İstanbul'a verdiğim arayla seramik hayatımdan öyle çıkıyor. Ne saçma sapan bir cümle oldu, düşük bile demez gören. Neyse. Evde elima almam kupa falan, midemi bulandırıyor öyle kalın olunca dudak kısmı. Ya da dışarıda. Cam seçeneğim varsa gözüm kupa, fincan görmez. Halbuki yurtta öyle mi? Sıcacık çayım en çok büyük kupalarıma yakışır. Bence bunun nedeni de tek başımayken ikinci çayı hiç içmemem. Çayın tadı muhabbetinde sonuçta, azizim. Aziz demişken, bugün haberleri okudum mu hatırlamıyorum.
A bakınca hatırladım, sabah radyoda dinledim. Annesini görünce her şeyi anlatan PKK'lı biraz tuhafıma gitti, ne yalan söyleyeyim. Zaten adını, kodadını her şeyi söylemek ne kadar doğru, o da meçhul bence; ama her şeyin ne olduğunu kim ne biliyor ki böyle bir haber başlığı atılıyor, komik.
Hiçbir şeyle her şey arasındaki çizgi dahi-deli arasındaki kadar ince mi ki?
Sağlıklı dakikalar.
Bugün bulutlar üstümüzden hızlıca geçti. Her gün yürüdüğüm yerde sıcaklığın şehrin normalinden 4 derece düşük olması, rüzgarın 4 km/h daha hızlı olması beni üşütmedi değil. Yüzleşmek istemediğim gerçekler bunlar. Tavla turnuvasından elenmek gibi. Okumam gereken tonlarca tonlarca sayfa olması gibi. Güzel, mavi kuşumuzun, biz annemle telefonda konuşurken ölmesi gibi.
Kokuyla ilgili korkularım var. Boka basmak, boka basan birinin yanında oturmak, tuvalette kilitli kalmak (bu hayata dair en büyük korkum sayılabilir), otobüste ter kokan birinin yanına oturmak, anneanne kokusunu alamayacak kadar grip olmak, morla yeşilin kokusunu ayıramamak vs. vs. Duyu organlarımı baz aldığımızda, bu en hassaslaştığım konu diyebiliriz, yine de bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün değil.
Tırnaklarım bitti, parmaklarım, dudak içlerim de. Yemek için daha vitaminli besinlere yönelmenin vakti geldi geçiyor. Neyin kafasında bu kadar stres yaşıyorum, küçük bedenim bu kendini germe seromonisinde küçüklüğünü nasıl yitiriyor acımasızca, yukardaki benden iyi bilir. Çünkü o bazen bizim bilmediklerimizi bile biliyor. Al bu da aliterasyon örneği olarak cebinde kırıntı kalsın.
Bir de bardakla kupayı karşılaştıracağım, yoksa içimde kalır. Yurttaki dünyamda bardaklara, cama, çerçeveye nasıl yer yoksa; İstanbul'a verdiğim arayla seramik hayatımdan öyle çıkıyor. Ne saçma sapan bir cümle oldu, düşük bile demez gören. Neyse. Evde elima almam kupa falan, midemi bulandırıyor öyle kalın olunca dudak kısmı. Ya da dışarıda. Cam seçeneğim varsa gözüm kupa, fincan görmez. Halbuki yurtta öyle mi? Sıcacık çayım en çok büyük kupalarıma yakışır. Bence bunun nedeni de tek başımayken ikinci çayı hiç içmemem. Çayın tadı muhabbetinde sonuçta, azizim. Aziz demişken, bugün haberleri okudum mu hatırlamıyorum.
A bakınca hatırladım, sabah radyoda dinledim. Annesini görünce her şeyi anlatan PKK'lı biraz tuhafıma gitti, ne yalan söyleyeyim. Zaten adını, kodadını her şeyi söylemek ne kadar doğru, o da meçhul bence; ama her şeyin ne olduğunu kim ne biliyor ki böyle bir haber başlığı atılıyor, komik.
Hiçbir şeyle her şey arasındaki çizgi dahi-deli arasındaki kadar ince mi ki?
Sağlıklı dakikalar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder