Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun.. İstemek de güzel.
Can Yücel
En büyük korkularımdan biri, yaşamadığım bir şeyi anlayamayacak kadar anlayışsız olmak, en ufak bir rahatsızlık bile duymadan umarsızca yargılamak karşımdakini, bir görüşü, gülüşü... Geçenlerde bir derste Türkiye'de sperm bağışının, taşıyıcı anneliğin vs. yasak olmasını konuşuyorduk. Hoca, bizim ne düşündüğümüzü sordu. Ben, sistemin özene bezene yetiştirdiği kabuklu yemiş (gecenin bir yarısı ancak böyle benzetebiliyorum, kusuruma bakmayın), henüz -Weber'ciğimin kulakları çınlasın, referans veriyorum kemikleri sızlamasın- iron cage'de olduğumu çok yeni fark ediyorum. Fark etmek kabuğu kırmak için ilk adım olsa da yeterli değil, bilirsiniz. Ne diyordum? Hah, hazır sistem beni sarmış sarmalamış, ben de dedim ki ortalığı karıştırmayalım daha çok, zaten karışık. Daha gaylik lezbiyenlik kavramlarına yabancıyken toplum, onların çocuk sahibi olacağı bir yasal düzenleme zor olur bence, gibi bir yorum yaptım. O sırada sınıftan bir kız sinirlendi benim dediğime, birden "neden bir sıraya koymaya gerek duyuyorsun ki?" diye hafif sinirli bir tonla uyardı beni. Birden utandım, kızardım sanki söylediğim çok ayıpmış, benim görüşüm söylenemeyecek kadar kötü diye.Perşembe, yine o dersteydim. Bu kez, canım derse katılmayı, hocanın sorularına cevap aramayı hiç istemedi. İki ders boyunca, o kızın neden hırsla bana öyle söylediğini, benim düşüncelerimi nasıl öyle rahatça "küçümsediğini", bunu kasıtlı yapmadıysa bile tavrının fazla antipatik olduğunu düşündüm, durdum. Savunduğu şeye karşı değilim ben, sadece içinde bulunduğumuz kültürün bu değişimi neden kabullenemediğini görebiliyorum, bu o kültürün savunucusu olduğum anlamına gelmez. Diyelim ki ben de yeni üretim teknolojilerinin yasal olmasına karşıyım, gaylere lezbiyenlere istedikleri gibi evlenemeyeceklerini söyleyenlerdenim. O kızın tavrı beni ikna edebilir mi? İknayı geçtim, bu saatten sonra ben onunla rahatça konuşabilir, tartışabilir miyim hiç? Sanmıyorum. Çünkü o benim ne düşündüğümü görmeye kapatmış kendini, canı kızmak istiyor. Bu olayı da nasıl içerlemişim, belli değil.Eskiden hep mükemmel şarkıyı arardım, tüm sözlerinin bana, içinde bulunduğum duruma uygun olduğu şarkıyı arardım. Hatta sırf "Mühim Değil" tamamen benim şarkım olsun diye, sigaraya başlayıp bırakıp tekrar başlamayı bile düşündüm. Çünkü şarkıdaki "sigaraya yeniden başladım" sözü bana uymayan tek yer.Neyse ki sigara dumanı çok kötü kokuyordu da, yapmadım böyle bir şey.Yukarıdaki şiir de.. Harika bence. Söylediklerine katılmıyorum, içimde yaşamıyorum. Ama okuyunca derinde bir şeyler hissedebiliyorum. Öyle ki bir an için ben değilmişim gibi şiirde canlandırıyorum kendimi çaktırmadan. Tıpkı Attila İlhan'ın hüzünlü şiirleri gibi. Teoman'ın melankolik halleri gibi. Kendime değil, onlara yakıştırdığım duygular var kelimelerinde. Benzetme saçma gelmesin ama mini etek gibi. Giyemiyorum ben rahat edemediğimden; ama yakışan giysin ne güzel.Ben böyle yazınca çok masum durmuş olmayayım. Korkuyorsam yapıyorumdur ben de kesin. Sınıf arkadaşım bağırıyordur, ben için için görmüyorumdur karşımdakinin halini belki de. Ne yapalım? Düzelmeye çalışıyorum işte, hayırlısı.*Şiirin tamamı çok çok çok güzel. Onun hakkında da başka bir zaman yazarım belki. :)
Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun.. İstemek de güzel.
Can Yücel
En büyük korkularımdan biri, yaşamadığım bir şeyi anlayamayacak kadar anlayışsız olmak, en ufak bir rahatsızlık bile duymadan umarsızca yargılamak karşımdakini, bir görüşü, gülüşü... Geçenlerde bir derste Türkiye'de sperm bağışının, taşıyıcı anneliğin vs. yasak olmasını konuşuyorduk. Hoca, bizim ne düşündüğümüzü sordu. Ben, sistemin özene bezene yetiştirdiği kabuklu yemiş (gecenin bir yarısı ancak böyle benzetebiliyorum, kusuruma bakmayın), henüz -Weber'ciğimin kulakları çınlasın, referans veriyorum kemikleri sızlamasın- iron cage'de olduğumu çok yeni fark ediyorum. Fark etmek kabuğu kırmak için ilk adım olsa da yeterli değil, bilirsiniz. Ne diyordum? Hah, hazır sistem beni sarmış sarmalamış, ben de dedim ki ortalığı karıştırmayalım daha çok, zaten karışık. Daha gaylik lezbiyenlik kavramlarına yabancıyken toplum, onların çocuk sahibi olacağı bir yasal düzenleme zor olur bence, gibi bir yorum yaptım. O sırada sınıftan bir kız sinirlendi benim dediğime, birden "neden bir sıraya koymaya gerek duyuyorsun ki?" diye hafif sinirli bir tonla uyardı beni. Birden utandım, kızardım sanki söylediğim çok ayıpmış, benim görüşüm söylenemeyecek kadar kötü diye.Perşembe, yine o dersteydim. Bu kez, canım derse katılmayı, hocanın sorularına cevap aramayı hiç istemedi. İki ders boyunca, o kızın neden hırsla bana öyle söylediğini, benim düşüncelerimi nasıl öyle rahatça "küçümsediğini", bunu kasıtlı yapmadıysa bile tavrının fazla antipatik olduğunu düşündüm, durdum. Savunduğu şeye karşı değilim ben, sadece içinde bulunduğumuz kültürün bu değişimi neden kabullenemediğini görebiliyorum, bu o kültürün savunucusu olduğum anlamına gelmez. Diyelim ki ben de yeni üretim teknolojilerinin yasal olmasına karşıyım, gaylere lezbiyenlere istedikleri gibi evlenemeyeceklerini söyleyenlerdenim. O kızın tavrı beni ikna edebilir mi? İknayı geçtim, bu saatten sonra ben onunla rahatça konuşabilir, tartışabilir miyim hiç? Sanmıyorum. Çünkü o benim ne düşündüğümü görmeye kapatmış kendini, canı kızmak istiyor. Bu olayı da nasıl içerlemişim, belli değil.Eskiden hep mükemmel şarkıyı arardım, tüm sözlerinin bana, içinde bulunduğum duruma uygun olduğu şarkıyı arardım. Hatta sırf "Mühim Değil" tamamen benim şarkım olsun diye, sigaraya başlayıp bırakıp tekrar başlamayı bile düşündüm. Çünkü şarkıdaki "sigaraya yeniden başladım" sözü bana uymayan tek yer.Neyse ki sigara dumanı çok kötü kokuyordu da, yapmadım böyle bir şey.Yukarıdaki şiir de.. Harika bence. Söylediklerine katılmıyorum, içimde yaşamıyorum. Ama okuyunca derinde bir şeyler hissedebiliyorum. Öyle ki bir an için ben değilmişim gibi şiirde canlandırıyorum kendimi çaktırmadan. Tıpkı Attila İlhan'ın hüzünlü şiirleri gibi. Teoman'ın melankolik halleri gibi. Kendime değil, onlara yakıştırdığım duygular var kelimelerinde. Benzetme saçma gelmesin ama mini etek gibi. Giyemiyorum ben rahat edemediğimden; ama yakışan giysin ne güzel.Ben böyle yazınca çok masum durmuş olmayayım. Korkuyorsam yapıyorumdur ben de kesin. Sınıf arkadaşım bağırıyordur, ben için için görmüyorumdur karşımdakinin halini belki de. Ne yapalım? Düzelmeye çalışıyorum işte, hayırlısı.*Şiirin tamamı çok çok çok güzel. Onun hakkında da başka bir zaman yazarım belki. :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder