28 Mart 2012

Uçuyorum galiba

Sol tarafta gördüğünüz mutluluğun vücut bulmuş hali. İstanbul, ailem ve tok karın; üçü bir arada. Hayatımın en güzel hafta sonlarından birini dünyanın en mükemmel kahvaltısıyla sonlandırdım. Haftalar sonra bu kez sevincimden ağladım. Oh, annem babam yanımda, dünya benim ayaklarımın altında! Tüm zorlukların elbet biteceğini bana öğretmeyi başaran bu iki insan, bir bilseler gerçekten ben her adımımı onların sayesinde, onları düşünerek attım, eminim bir kahvaltı için daha gelirler yanıma. Buraya bir Cemal Süreya alalım hemen:

Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı

7 senedir buradayım, böylesini hiç yapmamıştım. Babam geldi, Boğaziçi'nden beni aldı, özlemiş demek ki çok, hemen kafamı ısırdı. Sonra annemle sarıştık, gözler doldu tabii hemen. Sonra ver elini İstanbul trafiği. Hiçbir yere yetişme derdi olmadan sahilde gitmeyen bir arabanın içinde aile saadeti yaşadık saatlerce. Meğer İstanbul'daki herkesin aklında bir yer varmış gece yatmadan önce, derken onlar da bizim gibi tembellik edip geç çıkmışlar evlerinden kahvaltı için veee buyrun size az pişmiş otoyollar. Yollar her koşulda alışveriş merkezlerinden güzeller, tartışmasız. O neydi öyle, hava yok su yok, bir sürü insan var, alıyorlar bir şeyler sürekli, tüketiyorlar sadece durmadan. Güneş zaten giremiyor duvarlardan, yapay ışıklarda gündüzümüzü yedik bitirdik bir sürü tanımadığımız insanla birlikte. Ama ne yalan söyleyeyim, o bile güzeldi. Annecime bir zamanlar beğendiğim ama almadığım her şeyi gösterme fırsatım oldu. Yine almadım ama annem gördü en azından. Ben de annemi ayakta gördüm. Anlatamayacağım kadar tuhaf bir histi. Annemin yürüdüğünü hayal bile edemiyorum ben artık. Öyle ki tekerlekli sandalyesini değiştirmesi bile alıştığım düzeni değiştirdi. Eskiden annemin yataktan kalktığını tık-çkkt-çukkkt gibi 3 aşamalı özgün bir sesten anlıyordum, eski sandalyesinin ayak koyma yerinden gelen. Sonra o ses gidince, bir boşluk oldu bir boşluk, tarifi yok.

Yıllar önce bir gün "anne sen yürüme sakın, alışamam bak ben" demiştim. Lafa bak! Bana ne oluyorsa! İnsanoğlu öylesine bencil öylesine korkak ki ... Neden insanoğluna yıktım meziyetlerimi bilmiyorum. Ama ne bileyim yenisine alışamam diye korkup yenilikten kaçmayı da yediremiyorum tek başıma. Neyse, diyeceğim o ki ben annemi her türlü pek çok seviyorum.

Belki biraz özel olacak, aslında hiç hoşlanmam yazmaktan böyle şeyler ama içimden geldi şimdi. Biz orada annemin o aletle ayağa kalktığını gördük, benim içim bir hoş oldu. Canım benim. Ayağımı burktuktan sonra iki gün yatakta yatmak bile hayattan bezdirdi beni. Oysa o, öyle sarılmış ki hayata kendi bulduğu yollarla; bana, tüm sevdiklerine duyduğu dopdolu sevgiyle hayatından bir kez bile şikayetlenmeden, tam aksine haline şükrederek ne de güzel kalmış ayakta. Ailem diye demiyorum, ben onları herkesten bir adım önde görüyorum kalplerini dünyaya açmada. Neyse efendim. O gün biz oradayken o alet anneme hayal ettiği hissi yaşatamamışken, annemin gözlerine gizlice dolan yaşları  kurutabilmek için tüm dünyaları verirdim. Egzersiz yapması gerektiğini konuşurken bir "sonu yok ki..." deyişi vardı ki o an onu üzmeye hiç hakkım olmadığını fark ettim ve daha neler neler...


----

Tüm bu yazdıklarımın üstünden günler, haftalar geçti; ama bitiremediğim için yayınlamadım hala. Gün geçmiyor ki hayat bize içindekilerle sürprizler yapmasın. Bazen öyle bir durum olur ki elinizdeki hiçbir şeyin değerini bilmediğinizi ve hatta hiçbir zaman yeterince bilemeyeceğinizi fark edersiniz, işte bu yazı blog kayıtlarına geçmeden önce öyle bir şey oldu. Kendi küçük dünyamda sevgiyle bezenmiş onlarca ilişkim var. Harika bir ailem, dünyamın en tatlı arkadaşları, en hoşgörülüleri bir araya gelmiş benim çevremi oluşturmuş şansıma. Sevildiğimi biliyorum, ne kadar çok sevebildiğimi biliyorum, öyle ya da böyle huzuru bulabiliyorum, soru işaretsiz/duraksamadan kahkahalar atabiliyorum. Daha ne gerekir ki mutlu olabilmek için? Ergen zamanlarımda "kök salamamak"," bağlanamamak" temalı tüm şarklardan etkilendiğim koca bir dönem geride kaldı. Bu da sanırım ailemin bana olan bağlılığının onlar için nasıl pozitif bir şey olduğunu görmemle oldu, tabii benim için de. Zaten çok hassasım şu sıralar bağlılık konusunda, bu da yetmezmiş gibi annemin dediği... "Sen yanımdayken yürüyormuşum gibi hissediyorum." Bunu muhtemelen siz anlayamazsınız, ben de anlayamam; çünkü biz koşuyoruz hala. Öte yandan ne kadar büyük bir söz olduğunu tahmin ettiğimde bile kalbimi uçan balonlar sarıyor. Yani nasıl denir, nasıl ifade edilir kalbimin önce hızlı atması, sonra sonsuz mutlulukla layık olamama endişesinin sevgime karıştığı o ruh hali, hiçbir fikrim yok. Canım annem. Canım.

Böyle de içimi dökerim sanal ortamlarda, teşekkürler dinleyenlere.


İyi ki varsınız. İyi ki sevgi var.






1 yorum:

  1. Seni tanimiyorum ismini bile bilmiyorum ama kim diye sorsalar onlara kim oldugunu yirmibes yildir cok iyi tanidigim birini iyi birini tanidigim gibi anlatirdim.Cunku sen annen odakli ,manifesto gibi yazinda ip uclarini veriyorsun kim oldugunu anlatiyorsun Sen kocaman yurekli Karaman beyliginin Prensesisin
    Omer Tong

    YanıtlaSil